MAKALE: İSLAM VE İLİM

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en belirgin özellik, okuyup bilgi sahibi olması, bilgisini  başkalarıyla paylaşmasıdır desek yanlış olmaz herhalde. Bu sebepten olmalı ki, Kur’ân-ı Kerîm, inmeye başladığı andan itibaren ilim öğrenme konusunda pek çok teşviklerde bulunuyor, birçok yerinde okumanın, öğrenmenin, bilgi edinmenin önemi üzerinde duruyor.

İslâm, kadın olsun erkek olsun bütün müslümanlara ilim sahibi olmayı farz kılmıştır. Her müslümanın dinî görevlerini yerine getirecek, helâl ile haramı, hak ile batılı birbirinden ayırt edecek kadar bilgi sahibi olması farzdır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s):

“İlim tahsil etmek her müslüman erkek ve kadına farzdır” (İbn Mace, Mukaddime, 17) buyurmuştur.

İnsana bilmediklerini öğreten yüce Allah “Sakın ha cahillerden olma” (En’âm, 5/35) diyerek cehaletten kaçıp bilginin peşinden gitmemizi istemektedir.

İnsanı dünya ve ahirette mutlu etmek için gönderilen son din İslamın hira dağında yankılanan ilk mesajı çok dikkat çekicidir:

Yaratan rabbinin adıyla oku! O, insanı ataktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. Oku! Ka­lemle (yazmayı) öğreten rabbin sonsuz kerem sahibidir. 0, insana bilme­diklerini öğretti”. (Alak, 96 /1–5)

İnsanlığın tamamına hidayet rehberi olarak gönderilen ve kıyamete kadar geçerli olan bir dinin temel kitabının “Oku” emriyle başlaması üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Bu ilahi mesaj insanlığın müreffeh bir hayat yaşaması için takip edeceği yolun okuyup yazmaktan, ilim sahibi olmaktan geçtiğini açıkça ortaya koymuştur.

Kitabın, okumanın, bilgi sahibi olmanın önemini bugün daha iyi anlıyoruz. Zira dünyaya hükmetmeye çalışan, teknolojide akıllara durgunluk veren yeniliklere imza atan milletlerin elde ettikleri bu başarıyı ilmi çalışmalar sayesinde yakaladıkları herkesin bildiği bir gerçektir.

Bilgi sahibi olanlarla cehalet bataklığında bocalayanların aynı olmadıklarını yüce Allah zümer suresinin dokuzuncu ayetinde şöyle bildiriyor:

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

Bu ayet genel olarak ilmin Allah katında mutlak bir değer olduğunu gösterir. Bununla beraber Kur’an-ı Kerîm’de gerek dinî gerekse din dışı konularla ilgili olarak ilim kelimesi ve türevlerinin 750 defa geçmesi, ilmin ve ilmi faaliyetin önemine işaret eder.

İlmin ve ilmi faaliyetlerin önemini kavrayan milletler en büyük yatırımlarını  bu alana yaparak ilmi seviyelerini hep yüksekte tutmuşlardır. Böylece diğer milletlere karşı üstünlüklerini daima korumuşlardır. Buna karşılık okuyup araştırmayan, ilmi çalışmalar yapmayan, bilginin gücünü kavrayamayan milletlerin maddi ve manevi alanda düştükleri acıklı durum da ortadadır.

Sevgili Peygamberimiz de ilmi övmüş ve teşvik etmiştir. Ancak faydasız ilimden Allaha sığınarak faydalı bilgiye talip olma hususunda yaptığı dualarla aynı zamanda bize yol göstermiştir:

“Allah’ım, bana öğrettiklerinle beni faydalandır; bana fayda sağlayacak ilim öğret, ilmimi artır” (Tirmizî, Daavât, 128)

 “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” (Tirmizî, Daavât, 68)

Faydalı ilim insanı küfür ve şirk bataklığından çıkarıp Allaha ulaştırır. Gurur ve kibirden uzaklaştırır. Nefisleri helâk edici ahlaksızlıklardan temizleyip güzel ahlaka kavuşturur. Doğru yolu buldurur. Dalalet karanlığından çıkarıp hidayet aydınlığıyla buluşturur. Dünya ve ahirette iyiliğe kavuşmaya vesile olur.

Her türlü ahlaksızlığın, fenalığın, hatta küfür ve şirkin, rüşvetin, yolsuzluğun, terörün ve huzursuzluğun kökünde cehalet ve çarpık, yanlış, faydasız bilgi yatmaktadır.

İslâm’a göre ilim, Allah’ın rızasını kazanmak ve amel etmek için öğrenilir. Fert ve cemiyete maddi ve manevi yönden zarar veren, milli ve manevi değerleri hafife alan, nesli bozan, inançsızlığın ve ahlaksızlığın yayılmasına sebep olan, Allahın rızasını kazandıran değil bilakis gazabını celbeden bilgi gerçek bilgi değildir. Bu yanlış bilgiyle mücadele etmek, onu ortadan kaldırmak, yerine doğru bilgiyi hâkim kılmak her Müslüman’ın görevidir.

Bin bir çeşit sıkıntının yaşandığı şu yaşlı dünyada insanların ekonomik, sosyal, dinî ve dünyevî bütün durumlarını düzenleyici ve insanları birleştirici kuvvet ancak ilimle ve ilim yoluyla kazanılır.

O halde, bin dörtyüz küsur sene önce “Oku” emriyle ilmin ve ilim tahsil etmenin kapısını sonuna kadar açan islamın açtığı bu kapıyı kapatmaya hiçbir insanın hak ve salahiyeti yoktur. Okumak, öğrenmek, doğru bilgiyi elde etmek kadın erkek her müslümanın en tabii hakkıdır. Bu kapıyı kapatanlar, cehaletin kapısını açtıklarını, böylece insanlığı felakete sürüklemenin vebali altında kaldıklarını unutmamalıdırlar.

Netice olarak, Yunus Emrenin:

“İlim ilim bilmektir,

ilim kendin bilmektir,

sen kendini bilmezsen;

ya nice okumaktır.”

mısralarında dile getirdiği gibi ilim, insanın öncelikle kendini tanımasına vesile olur. İnsana varlıklar âleminde üstün bir yerinin olduğunu, Allahı tanıyıp Ona kul olmak için yaratıldığını, başıboş olmadığını, çok önemli görev ve sorumluluklarının bulunduğunu öğretir.

Bu doğru bilgiler hayatı anlamlı hale dönüştürürken başarı ve mutluluğun kapısını da sonuna kadar aralar. İslâm’ın “ilim ve hikmet müminin kaybolmuş malı gibidir, onu nerede bulursa alır” ( Tirmizî, İlm, 19,) dediği ilim işte bu faydalı ilimdir.

Musa İMAMOĞLU