MAKALE: ÇANAKKALE RUHU

Düşmanlar çirkin emellerine ulaşmak için bir araya gelip plan ve programlar yaptılar. Güçlerini, kuvvetlerini birleştirdiler. Nihayet 18 Mart 1918 tarihinde Çanakkale boğazına dayandılar. Asıl hedefleri Müslüman Türk milletinin gücünü kuvvetini yok etmek, hatta varlığını ortadan kaldırmaktı.

Evet, asıl hedef bu millet idi. Diğerleri ise hedefin küçük parçaları.

Neden hedef bu millet?

Çünkü bu millet büyük bir milletti. Mazisi kahramanlıklarla doluydu. Tarihin şeref levhalarına altın harflerle binlerce destan yazdırmıştı. Kökü tarihin derinliklerine kadar uzanıyordu. Dalları ise yedi kıta üzerine uzanmış güçlü bir milletti. Gücünü, kuvvetini ve cesaretini mazisinden ve sahip olduğu imanından alıyordu.

Volkan gibi kükreyen imanı sayesinde cepheden cepheye koşuyor, muzaffer olarak dönüyordu. Hedefi ahlaksızlık ve zulmü ortadan kaldırıp, sevgiyi ve barışı yaymak, adaleti hâkim kılmaktı. Öyle de oldu. Yedi kıtada at koşturdular. Aç ve susuz kaldılar. Yurtlarından yuvalarından aylarca hatta yıllarca uzak yaşadılar. Ama hep huzurlu oldular. Zira hedefleri büyüktü. O kadar büyüktü ki dünyaya sığmıyor ötelere uzanıyordu.

Kapımıza dayanan düşmanın hedefi cennet vatanımıza sahip olmak, ahlaksızlığı yaymak, mukaddesatımızı kirletmek, bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve isteklerine ulaşmak, sadece kendileri gibi düşünenlere hayat hakkı tanıyıp ötekileri yok sayan bir hayat tarzını yerleştirmeye çalışmaktı.

Hedefleri öncelikle Müslüman Türk milleti olmuştur. Zira bu millet İslamı kabul etmekle kalmamış, özümsemişti. İslam sayesinde ufukları açılmıştı. Dünyayı ahiretin tarlası olarak görüyor, imansız ve vatansız bir hayatın hiçbir anlamının olmadığı gerçeğinden hareketle gerektiğinde ölüme gülerek gidiyorlardı. “Ölürsem şehit kalırsam gaziyim” düşüncesiyle yaşıyorlardı.

Malazgirt, İstanbul un fethi ve diğer savaşlar, bu savaşlarda ecdadın sergilediği kahramanlıklar ve başarılar dünya milletleri tarafından bilinen bir gerçekti. Kısacası, karşılarında büyük bir imparatorluğa damgasını vurmuş bir neslin tecrübeli evlatları olan Türk milleti vardı. Bu milletin varlığından korkuyorlardı. Ayrıca bu milletin yaşadığı coğrafyanın güzelliği, mümbitliği, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri iştahlarını kabartıyor, stratejik konumu ise dikkatlerini çekiyordu. Kısa sürede bu topraklara sahip olmak istiyorlardı.

Fakat yanılıyorlardı. Çünkü karşılarında sağlam karakterli, inançlı, onurlu, esarete asla tahammül edemeyen, ama istiklal ve hürriyete aşık, kahraman bir ruh vardı; Çanakkale ruhu.

Bu ruhu taşıyan her Müslüman Türkün hedefi büyüktür. Vatanını anası gibi hürmet ve saygıya layık mukaddes bir varlık olarak görür ve öylece sever. Çünkü hürriyet ve istiklalin sembolü olan, rengini atalarımızın kanından alan, ay yıldızlı bayrağımız bu toprakların üzerinde dalgalanıyor.

Gök kubbeyi Allahü Ekber, Allahü Ekber nidalarıyla çınlatan ezan seslerinin yükseldiği minareler semaya bu toprakların üstünde yükseliyor.

Sadece bedenlerin değil gönüllerinde beraber olup, âminlerin kubbesini çınlattığı mabetler bu toprakların üzerinde bir yıldız demeti gibi duruyor.

Bu cennet vatanı bize miras olarak bırakan şanlı ecdadımızın, aziz şehit ve gazilerimizin, ana, baba, nine ve dedelerimizin mezarları da bu vatan topraklarının her yerini bir gül bahçesi gibi süslemektedirler.

Gönüller sultanı Mevlanaların, Yunusların, hacı Bayramların, hacı Bektaşı velilerin, daha nice gönül erlerinin ve kahramanların mezarları da tapu senetleri gibi bu vatanın bağrında gönüllere hayat vermektedirler.

Ecdadın ekip kanlarıyla suladığı iman ağacı ve bu ağaçtan meydana gelen sevgi, saygı, merhamet, sabır ve cesaret meyveleri de bu toprakların üzerinde yeşermektedir.

Evet, sadece birkaç tanesini dile getirmeye alıştığım bu mukaddes değerler kıyamete kadar özenle korunması gereken çok önemli miraslardır.

Bu millet sahip olduğu mirasın farkındadır. İşte Çanakkale’yi geçilmez yapan ruh bu cesur ve iman dolu şuurlu ruhtur.

Bugün de bu destanlaşan Çanakkale ruhunu öldürüp yerine inançsız, korkak, ahlaksız, idealsiz, şehvetinin esiri, milli ve manevi değerlerden uzaklaşmış, ruhsuz nesiller yetiştirmeyi isteyen gözü dönmüş düşmanlar mevcuttur.

Ancak bilsinler ki, bu millet din, vatan, namus ve mukaddesat söz konusu olunca asırlardır sinesinde şerefle taşıdığı aynı ruhu açığa çıkaracak şuura sahiptir.

Velhasıl, bu ulvi ruh kıyamete kadar yaşamalı ve yaşatılmalıdır.
Selam olsun bu ruhu taşıyan şerefli insanlara.
Rahmet olsun bu cennet vatanı bize emanet edip giden aziz şehitlerimize.

Musa İMAMOĞLU
musa.imamoglu@gmail.com